Bırakıp Gittiğin Kadarız



Bir dönüşle dönüyoruz

Hiç yağmur yağmıyor kum taneleri uçuşuyor üstümüze

Bir dönüşle dönüyoruz

Yorgunuz

Tenimiz esmer Içimizde mağrur bir hüzün


Yaralarımız var

Ezcasi olmayan vurgunlar

En cok kadınlarımıza yakışan ağlamakla

En çok erkeklerimize dokunan caresizlikle

Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine

Biraz daha yaklaşıyoruz

Bir el uzatımında


Akşamın alacasıyla


Bu, senin gidişinin hemen ertesinde

Dudaklarımızın kuruduğu

Suların cekildiği


Kızıldenizin diclenin

Önümüzde Musa elimizde asa ile yarıp geçtigimiz nilin

Ve eteklerimizi savura savura tükettiğimiz birlikteliğimizin ardından

Kayıp giden yıldızların şarkısı gibiyiz

Bir dönüşle dönüyoruz

Ne güzel oluyordu

Sağımıza dönüp seni görünce

Ne güzel oluyordu düştüğünde önümüze

Adı safranlara sarılı bir aşk gibi maceramız

Adı kıskanç kervanların zümrüt yüklerinde yazılı

Adı leyla Bir vaveyla kadar dokunsanız ağlamaklıyız

Bir dönüşle dönüyoruz

Belki baksak arakamıza ordasındır

Bu efsunu kaybetmek istemiyoruz

Hiç bir şeyini istemiyoruz aslında dünyanın

İncisini yakutunu ipek yumuşaklığını yastıkların

Bebeğin yüzümüze dokunuşunu istemiyoruz

İşlerimizin limanlığını

Ocağımızın sıcaklığını bile istemiyoruz

Bir dönüşle dönüyoruz

Seni unutmamak icin şaşkın

İnanmamak için ölümüne inanıyoruz

Gittin mi aramızdan

Elini çektin mi üzerimizden

Bizi yetim şehrini öksüz bıraktın mı


Ne yapalım işte ağlamamayı beceremiyoruz

Isırdıkça kanıyan dudaklarımızdan dökülen boş sözlerle

Birbirimize soruyoruz

Hava nasıl saat kaç


Yine çayırların yeşlliğinde otlayan kuzuların arasındayız

Yine cayırların üstünde matem işliyoruz

İnceldiği yerden kopan dünya

Bir araftan yol bularak başımıza düşüyor

Gök kubbe patlıyor tepemizde

Hissediyor anlıyor ama anlatamıyoruz

Bir dönüşle dönüyoruz

Bırakıp gittiğin kadarız


Hiç yağmur yagmıyor

Yorgunuz

Tenimiz esmer İçimizde mağrur bir hüzün

En çok kadınlarımiza yakışan ağlamakla

En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle

Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine


Ne yapalım

Hiç yağmur yağmıyor

Sensiz yürüyünce

Bir dönüşle dönüyoruz

Kıyamet bize


Kıyamet bize

Sen yinede merhamet et bize

Merhamet et bize

Merhamet bize

İbrahim Sadri

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Seni Istiyorum.....



Gecenin o büyülü saatlerinde pencereden sizan ay isiginin her bir cilvesinde,Sen'i düsünüyorum....

Yüregim,hasretle yaniyor ; bir gariplik hissediyorum,icim icime sigmiyor; can kafesten ucmak istiyor...

Yedigim ekmekte, ictigim suda, kokladigim gülde, ziyânin pariltisinda,yagmur damlasinda, kar taneciklerinde, Sen'i düsünüyorum...

Günesin her sabah dogusunda, her aksam gurubunda Sen'i düslüyorum; askin kalbimi titretiyor...

Yürüdügüm yollarda, konustugum insanlarda, ikliminde ucusan altin kanatli kuslarda hep sanatini görüyorum. Rahmetine siginiyorum...

Rahmetin; hem hazani, hem kisi, hem bahari, hem yazi, hem arzi, hem semâyi, kucakliyor...
Ikliminde fâni olmak ebedlere yelken acmak istiyorum...

Bazen bir gülün kokusunda, bir güle bakisimda dokunusumda, Habibini (s.a.v) görüyorum...

Cicekler, ötelerden o'nun (s.a.v) kokusunu getiriyor...

Kuslar haber veriyor; ''Âsik, Mâsukunu ariyor.'' diye; semtinde geziyor ruhum; belki görürüm diye...
Gözlerim Sevgili'nin yolunu ümit dolu bir intizarla bekliyor o'nun isigi ruhuma doluyor...
Ey bicarelerin caresi, yolda kalmislarin, gariplerin, kimsesizlerin yardimcisi...

Ey Mâbud-u Mutlak! Ümitle kapina geldim; girmeme izin verir misin?

Kirpiklerimi yikayan gözyaslarim, islak seccadem, seherlerde semaya acilan avuclarim sâhittir; yalan degil sevdam!

Ürperen kalbim, titreyen bedenim, vücudumun bütün zerreleri sâhittir, Sen'den baskasina yönelmedim...

Bir tomurcugun sehbâl acmasi gibi, Ya Fettah, su kalbide Sana ac, ac ki kurtulusa ereyim!

Erit beni, bir kor sac icime, ocaklar gibi yanayim; Yüce Nebi(s.a.v) gibi, Sana dilbeste olmus dostlarin gibi...
Kokusmusluktan usandim, su gurbetlikten bunaldim...

Hasretine artik dayanamiyorum. Dizlerimde derman, gözlerimde yas kalmadi.
Ruhum Âb-i hayat istiyor, adimi cagiran bir ses cekim alanima girsin, icime hasretinin sancisini söndüren bir damla düssün...

Garibim, acizim, bicareyim gitmek istiyorum, canim toprak cekiyor...
Sana ulasmak, ruhun tenden ayrilmasi ise Visalimi istiyorum...

Iki damla göz yasiyla Sana gelmeyi arzu ediyorum...

...BENI, SENSIZ BIRAKMA ALLAH'IM! ...
Alıntı

22 Mayıs 2008 Perşembe

Ben Her Yok Olusa'Seni' Yazdim...


Ne çok ,ne çok ağlamışsın bize...
Ne çok anlatmışsın bizi anlamayan dizelere...
Kırkikindi yağmurları çekildi çekileli, yağamaz oldum yağmur dileyen avuçlara...Kırık dökük hayat hikayeleri arasına karışıp sızamadım usulca varlığın bağrına...
Bulutlarım göç etmiş kendini benden,bilmediğim vahalarda kıvranıyorlar gibi her gece,sızısı düşüyor göğsüme inceden inceye ...Anlıyorum ki bulutta can çekişiyor benim gibi bir yerlerde...
Tut ki; tutundum rüzgarına ,savruldum yine göç edilesi tek di/yâra...
Tut ki; tutundum geceye ,yıldızlarla yol aldım ışıksız kentine...
Tut ki; tutundum sana ,kaybolmuş benin tutulamayan elleriyle sarılıyorum yokluğuna....
Ne değişecek söyler misin ,biz çoktan çekilmişken aşk arenasından!
Ne çok ağlamışsın bize...
Ne çok anlatmışsın bizi kimselerin göremediği yok vaktimde...
Yağmur ormanlarını aratan bir kuraklıkta ,bildiğim tek dua ile el açtım yoksunluğa...Bir damla mürekkep diledim ,satır aralarına dudaklarımın mührünü basmaya...Bir yudum mavilik istedim ,karanlığın huzura açılan kapısında...Ve bir nehrin kıvrımlarına uzanmak istedim sadece,su gibi yatağımı bulmak arzusuyla...
Tut ki; nehir olup aktım ,belimi büken hayat kıvrımlarında...
Tut ki; yatağını bulmuş nehrin coşkusuyla çoğalarak geldim sana...
Tut ki; son kıvrımında çarptığım duvardın sen ,bu oyunda!
Ne değişecek söyler misin,nehre can katan sular çoktan çekilmişken ruhumdan !
Ne çok ağlamışsın bize...
Ne çok yağmışsın susuz beldemize...
Coşarak üstüme gelen gözyaşlarına kanıp yağıyorum yine ,yağmursuluğun özlemiyle...Yoktan bir nehir doğuruyorum şimdi ,göğüs kafesinden sancıyla fışkıran duyguların sesini katıyorum yaşlarımıza ve sana akıyorum hayat kıvrımlarının canımı acıtan yollarında...
Sana...
Yalnız sanadır yağ/ı/şım anla!
Üzgünüm !
Bir yaşam tükettim içimde?
Seninle varım?
Sensiz, varlığımın içinde yokluğuma muhtacım?
Anlamsızım!
İsyan eder duygularım, kelimeler arası hüzünlerde?
Sende mühürledim yaşamı, nefesimi sensiz ?hiç? sayarak?
Ve sende bıraktım ruhumu, bedenimi umursamayarak?
Gittim
Geldim.
Gidişleri ?ölüm?
Gelişleri ?doğum? bildim?
Öldüm
Doğdum?
Tersine döndüm yaşamın?
Birbiri ardına saklanmış umutlar buldum gelişlerde?
Ele avuca sığmayan acılar bıraktım gidişlerde?
Ama?
Gel gör ki ,
Bir yaşamı tükettim,
Dört duvar arası kaçışlarda?
Yine de,
Ben her yok oluşa 'seni' yazdım...
Ve her dem sana döküldüm parça parça...
Üzgünüm !

...alinti...

20 Mayıs 2008 Salı

Ben Gidiyorum...Ta Ki Benden Hayırlısı Gelsin ...

Yatsı ezanına birkaç dakika vardı. Camiye gitmek üzere son hazırlıklarımı yapıyordum. O sırada kapının zili çaldı. Kapıyı açtım. Karşımda uzun zamandır görmediğim bir dostum. Beni ziyarete gelmiş. Selamlaşıp, kucaklaştık. Buyur ettim. Çay eşliğinde uzun bir sohbet için salona geçtik.

Muhabbet gerçekten koyu idi. Nasıl geçtiğini anlayamadığımız üç koca saatin ardından misafirim geç oldu, bana müsad diyerek noktayı koydu ve kalktı. Sokağın başına kadar eşlik etme teklifime, memnun olurum cevabını verdi.

Birlikte çıktık. Sokağın başına vardığımızda Şimdi ayrılık vakti. Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah diyerek elini uzattı. Kucaklaşırken, dostumun ettiği duaya alışkanlıkla amin dedim. Ve arkadaşım sokağın köşesini döndü gitti...

Eve dönerken, arkadaşımın veda sözleri takıldı aklıma. Ben gidiyorum ta ki benden hayırlısı gelsin. Düşündüm, düşündükçe ürperdim. Bu bir dua idi. İlk kez duyduğum yaman bir dua. Gayri ihtiyari birkaç kez tekrarladım. Sıcacık duygularla doldum. Bir şey tarafından kuşatılmıştım. Bütün benliğimi dolduran güzel bir şey.

Ertesi gün ilk işim arkadaşımı telefonla aramak oldu. Nedir, nereden duydun diye sordum. Bu özlü duadan çok etkilendiğimi anlayan dostum,Hz. İsa Aleyhisselam ın, Peygamber Efendimiz in geleceğini müjdelediği duaymış bu dedi. Ne güzel dua imiş! Tuttum bu duayı dedim. Güldü ve o halde hiç bırakma. Ayrıca vesile ol, başkaları da tutsun diye cevap verdi ve bana bir hayır kapısı aralayarak telefonu kapattı.

Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah.

Tutmuştum bu duayı. Bırakmaya da niyetim yoktu.

İşte giden gitmişti. Hayırlı bir insandı giden. Fakat, gelmesi için dua edilen daha hayırlı kimdi ya da neydi? Bir insan? Bir haber? Yoksa yeni bir gün, yeni bir gece mi? Bir insan ise ya da bir haber, beklemeye değer. Gündüz ya da geceyse hayırlı olan, geri bırakmamaya, ihya etmeye değerdi. Tutmuştum bu duayı.

Günler günleri kovaladı, hayırlar hayırları... Dua halen zihnimi meşgul ediyor. Ben de dostumun tavsiyesine uyarak, işitmeyenlere bu duayı duyurmakla vazifeli olduğumu hissediyor, fırsat doğdukça vazifemi ifa ediyordum.

Kim bilir, daha ne kadar böyle duyulmamış sözler, dualar vardır. Ve kim bilir ne kadar yitip giden...

Unutulmuş sözler, dualar gibi yitip gitmemek için, giderken kendisinden daha hayırlısı için dua eden dostlara kulak vermekten başka çare var mı? Ve hayır dileyen bütün sözlere.

Her sabah namaz uykudan hayırlıdır diye seslenen müezzin hayra çağırır. Yanlış bir adımda kalbin derin bir yerinde uç veren sızı hayra çağırır. Hayır her adımdadır. Can kulağını açık tutana.

Ninelerimiz, evin çatısında ötüp duran kargaya,hayrola karga, hayır isen öt, şer isen git derler, karganın ağzından hayrı çağırırlardı. Dedelerimiz, ters giden, sarpa sarmış işlerini hayırlısı olur inşallah der, bir çırpıda aşıverirlerdi.

Şimdi hayra sarılıp hayır dileyenler ne kadar az. Daha hayırlısı onun için mi gelmiyor ne?

Alıntı

16 Mayıs 2008 Cuma

Yeşil Elbise


Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.
-Gel seni camiye gotüreyim, dedim. Bugün Cuma biliyorsun.
-Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun, dedi
-Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.
-Ne bileyim olmuyor işte, dedi. Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.
Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
-Herhalde şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terk edilir mi?
-Ciddi söylüyorum, dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.
Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
-Peki, dedim.Hayatında hiç camiye gitmedin mi?
-Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim, dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.
Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.
Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı. Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:
-Hani, dedim. Camiye gelmeyecektin?
Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.
alıntı



14 Mayıs 2008 Çarşamba

...


2 Mayıs 2008 Cuma

 
VİSAL - Wordpress Themes is proudly powered by WordPress and themed by Mukkamu Templates Novo Blogger